Parklar ve yeşil alanlar yerini otoparklara ve beton bloklarına bırakırken, şehirler büyüyor ama yaşam alanları küçülüyor. Her yeni bina, biraz daha doğayı susturuyor; kuş sesleri azalıyor, yerini makinelerin sürekli uğultusu alıyor. Beton sadece zemini değil, hayatın ritmini de sertleştiriyor; insanlar hızlanıyor ama huzur geride kalıyor.
Yeşilsiz şehirler estetik kaybının ötesinde sağlık sorunları da yaratıyor. Hava ağırlaşıyor, insanlar fark etmeden tükeniyor; çocuklar artık toprağa basmadan büyüyor, doğayı ekranlardan tanıyor. Sessiz bir nesil, doğadan uzak yetişiyor.
Oysa doğa geri gelmek için fırsat kolluyor. Küçük bir boşlukta bile yaşam filizleniyor, şehirlerin nefes almasını sağlıyor. Beton yüzyılı olarak adlandırdığımız bu dönem, aslında bir tercih meselesi. İstersek hâlâ şehirleri yeniden nefes alan, insanın ve doğanın birlikte yaşadığı yerlere dönüştürmek mümkün.
Toprakla kurulan bağın zayıflaması, insanın kendi iç dengesini de etkiliyor. Çünkü, doğa sadece manzara değil, ruhun da nefesi.
UHA Haber Merkezi - SEZGİN AKKOYUN
SON YAZILAR