Türkiye denizlerinde yasal avlanma boyunun altındaki balıkların ağlardan sofralara uzanan yolculuğu artık sıradanlaştı. Henüz bir kez bile üreyememiş milyonlarca balığın avlanması, denizlerin kendini yenileme kapasitesini ortadan kaldırıyor. Bilim insanlarına göre bu tablo, doğanın dengesine karşı açılmış uzun vadeli bir savaş anlamına geliyor.
Küçük balıkların yok edilmesi yalnızca bir türün azalmasıyla sınırlı kalmıyor; besin zincirinin temeli çöktüğü için büyük balıklar besinsiz kalıyor, yırtıcı türler yaşam alanlarını terk ediyor, deniz tabanındaki biyolojik denge bozuluyor. Bu zincirleme etki, planktondan deniz kuşlarına kadar uzanan geniş bir canlı ağı üzerinde kalıcı hasarlar bırakıyor ve deniz ekosistemini kırılgan hale getiriyor.
Sorunun merkezinde denetimsizlik ve kâğıt üzerinde kalan yasaklar bulunuyor. Küçük gözlü ağlar, yasadışı avlanma yöntemleri ve yeterli denetimin olmaması, yavru balıkların kaçmasına neredeyse hiç şans tanımıyor. Uzmanlar, bugün avlanan her küçük balığın aslında gelecekte binlerce balığın, dolayısıyla balıkçılıkla geçinen binlerce ailenin ekmek kapısının yok edilmesi anlamına geldiğini vurguluyor.
Çevre örgütleri, bu gidişatın devam etmesi halinde denizlerde balık popülasyonlarının hızla çökeceği ve bazı türlerin tamamen yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuyor. Etkili denetim mekanizmalarının kurulması, caydırıcı cezaların uygulanması ve ekosistem temelli balıkçılık politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Aksi halde küçük balık avcılığı, sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da denizlerden mahrum bırakılması anlamına gelecek; kanka mesele artık geçim değil, denizin varlığı meselesi.
UHA Haber Merkezi - SEZGİN AKKOYUN
SON YAZILAR